Where's your will to be weird?


ruh bulantısı

Sırf Afrika’da açlıktan acı çekmiyorum ya da orta doğuda birileri evimi patlatmıyor diye kendimi şanslı saymam gerektiği düşünen kokuşmuş bir sürü insan var hayatımda; ama gerçek şu ki hayatım bok gibi. Bu ülkede doğduysanız belli tabularla yaşamak zorundasınız demektir; dudaklarını birbirine değdiren on sekiz yaşında iki insanı “hayvan” diye çağıran takıntılı, muhafazakar, milliyetçiliğin ucunu kaçırmış insanlar ya da sokakta sevişen iki insanı göreceği günün gelmesini dehşet içinde bekleyen kişiler ya da şu hiç hoşlanmadığınız Hitler özentisi beyin yoksunu denyolardan güya kendisi de hiç hoşlanmayan ama ülkedeki azınlıkların hakları söz konusu olduğunda, içten içe onların doğuştan “kötü” şeyler olduğuna kendini çoktan ikna etmiş sınıf arkadaşları gibi. Ama en sıkıcı yasak, yaşamanıza yönelik olandır tabi. Sabahın köründe kalkar, giyinir, dişlerinizi fırçalar ve muhtemelen kahvaltı yapmadan pasonuz yoksa kafanızın ebesini sikmeye çalışan şoförlerle dolu otobüslere binersiniz. Sekiz saat boyunca, iğrenç, hastalıklı bir şekilde hayatınız boyunca işe yaramayacak bilgileri ezberlemeniz için beyniniz uyarılır, psikopatça tek tip bir kıyafet giymeniz, sanki bu bir onur meselesiymiş gibi beklenilir. Düşünmez ya da ne düşündüğünüzü söylemezsiniz. Eve döndüğünüzde beyniniz bir güzel düzülmüştür, ne o sikik dersleri açıp çalışabilir ne de istediğiniz herhangi bir şeyi yapabilirsiniz. Uyuyana kadar geçen zaman yaşanmaz bile. Yazı yazamazsınız, bir şey okuyamazsınız, bir şey çizemezsiniz, bir şey düşünemezsiniz. Gün zaten okulda bitmiştir. Hayatınızla ilgili size ait olan tek gün Cumartesi’dir, o da dünyanın en boktan eğitim sistemi içinde eriyip gitmesin istemediğiniz yeteneğinize ayırabildiğiniz tek gündür zaten. “Eğlence”, “eğlenmek”, “eğlenceli” kelimelerini kullanmazsınız, en azından konu bu şehirde veya ülkede yaşamaksa. Hangisi daha iç karartıcı bilmiyorum. Burada insanlar yabanidir. Herhalde gezmek için dışarı çıktığınızda, gidebileceğiniz üç yerden dördünün alış veriş merkezi olmasından kaynaklı. Şehir, baştan aşağı gridir. Denizi geçin, doğayla ilgili hiçbir bok olmamasından dolayı insanlar gergindir her zaman. Yolda başınızı kaldırıp önünüzden geçen ilk üç kişinin suratını inceleyin, neden bahsettiğimi anlarsınız. Binalar, parklar,alışveriş merkezleri, binalar. Bütün bu çöplüğün içinde “ne yapıyorum lan ben burada?” diye düşünürsünüz. “Ne bok yiyorum?” Kısa biran sonra diğer herkes gibi yürüyüp gidersiniz. Zaten bir milenyum düşünseniz de bir cevap bulamayacağınız bir sorudur ama yine de görmezden gelemezsiniz. “Öleceksem neden bu boktan ülkenin, boktan şehrinin, boktan okulunda boktan bir hayat yaşıyorum?” Diğer insanlar sanki böyle bir soru hiç var olmamış gibi emin adımlarla yürümeye devam eder tabi.( Ben de düşünürken, bu konuyu düşünüyor gibi durmadığıma eminim de, çok tasasız görünüyorlar işte.) Zaten düşünseler de bir cevaba ulaşamayacaklarından onları pek suçlayamazsınız. Yine de kendinizi oraya ait de hissetmezsiniz. Aslında her gün içinden geçip gittiğiniz caddelerden birinde ilk kez beraber içtiğiniz ve bütün o varoluşsal sorunlarınızı paylaşabildiğiniz kızın yanına da ait hissedemezsiniz. Üniversite hayalleri falan kurarsınız ama ne olacağı bellidir zaten. Puanınızın tuttuğu en yüksek yere gireceksinizdir. Amaçsız, gereksiz, o zamana kadar zerre ilginizi çekmemiş bir bölümdür, zaten eminim insanlarla ilişki kurabilmede muazzam derecede iyi olmayı gerektirir. Ve ateist ebeveynlerinizin ne demeye taşındıklarını bilmediğiniz şehrin en tutucu yerlerinden birinde aptal saptal insanlarla geçirdiğiniz için çocukluğunuzu doğru düzgün bir ilişki de kuramamışsınızdır, o yüzden üniversite sonrası hayatınız da öncesi kadar iğrenç olacak gibi gözükmektedir. Boğulduğunuzu hissedersiniz. Eve gidip uzanırsınız, hiçbir şey yapmadan. Sonra da aynı günü tekrar, tekrar, tekrar ve tekrar yaşarsınız.




Evet, gidip hiçbir şey yapmadan uzanayım. Yarın okul var.

0 kişi mosbyledi.:

Yorum Gönder