Where's your will to be weird?


diiz börgıırz ar kıreeeyzi.

*şey, daha çok sevmek gibi bi kavramdan bahsetmek zaten çocukça kaçardı herhalde. :A
 
derken bi' yanımda BANANE LAN SENİ DAHA ÇOK SEVİYORUM işte diye höykürmek(bkz verecektim az kalsın. şu ıssız yaz günlerinde tek eğlencem sözlük okumak be blog.) istiyordu.
Aslında durumun ne olduğundan TAM emin değilim, yani diğer arkadaşlarımı eskisinden daha az sevdiğim söyleyemem. Birincisi, bu cidden çocukça olurdu. İkincisi... eh şey. Kimseye olan sevgimin azaldığı yok ama büyüdüm ve değiştim ve insanları sevme biçimim de değişti bununla. Bazı insanlar eskisinden daha değerli oldu doğal olarak. Yani bi' sevgi artması söz konusu. Daha doğrusu, farklı bir bağ oluşması. Artık konu basitçe, beraber eğlenmek ya da daha fazla zaman geçirmek falan değil. Üzüldüğümde bunu gerçekten önemsenmesi ya da psikopata bağladı yine(Lütfen. Kaç yaşındayız?) muamelesi gösterilmemesi. HADİ AMA. Anlayış, dostlarım! Büyük olasıkla güzel vakit geçirilen bir günden sonra suçluluk duyarak bu yazıyı kaldıracağım ama bu benim suçum değil ki. Herneyse.

-

Aklıma gelmişken, aslında yazdığı şeyin ne anlama geldiği konusunda kendisinin bile bir fikrinin olmadığını düşündüğüm kişilerin paylaştığı abuk subuk, sekizinci dereceden bile edebi sayılamayacak cümleleri beğenenler, kafanız mı iyi? Bu cümleleleri teşhis etmenin en iyi yolu sonunda üç nokta olup olmadığına bakmak. Bazıları daha sinsi olabiliyor ama. Dikkat edin bence.

-

Gününün üçte birini beraber geçirince, o insanlar cidden rutinin haline geliyorlar galiba, çünkü bir sürü kişiyi özledim, çok gerekli olmayanları bile. Ne güzel, ne hoş. Niye tutarlı biri olamıyorum? 874923 kez yaz gelsin yazdım buraya ama yaz bana cidden yaramıyor, acayip uyuşuyorum ve yapacağım hiçbir şeyi istediğim şekilde yapamıyorum, üstelik sürekli tatilin tadını çıkarmak için kendime baskı yapıyorum. Sonuç olarak daha da boka dönüyor. O değil de, geçen arkadaşlarım geldiğinde bilgisayarımdaki bütün resim dosyalarını gördüler ve günlüğümün ilk sayfasına bakma cüretinde(Hayret bir şey!) bulundular. Tahmin edin ne diye adlandırmıştım onu. Bingo. Biri burayı bulursa hiç şansım yok. O' boy. O' boy demişken, Supernatural izlerken de, tadını çıkarıyım diye kendime o kadar çok baskı uyguluyorum ki Dean'e bile odaklanmakta güçlük çektim yahu. Bir yıl Supernatural'sız kolay mı ama. Bu arada, (Spoiler dostlar.) bakire öldürmem diye cıngar çıkartıyorsun ama iki Hellhound görünce Jo'yu geride bıraktın ya, Dean, çok pis gözümden düştün dostum. Hernekadar öpüşme sahneniz mitiş olsa da. Ama ben Jo'yu çok sevmekteydim. Sonra da ilk sezon havalarında canavar avlamaya gittiler resmen yahu. Negzel kıyamet o? Ben Bela'yı da geri istiyorum ayrıca.(Spoiler bitti dostlar.)

Tamamen rastgele renklendirdim.
Değişiklik iyidir.

AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA.

Hiçbir şeye sinir olmadım Gönülçelen'in abudik gubudik bir Türk dizine ad olması kadar. Salinger kadar taş düşsün kafanıza. Kazandığınız paraları yiyemeden iflas edin, sokaklarda kalın ve en azından bir günlüğüne Holden olmayı deneyin. Bok kafalar.

Başka bir konu:
EMPATİ BEYLER.


Geç doğduma eminim.
Elvis ölü, Kurt ölü ,Plüton bir meteor ve Harrison Ford çok yaşlandı.

Gerçek:


sevgi.

Son bir kaç ayın kayıtlarını okuyayım dedim, bildiğin iç karartıcıyım yahu. Ayrıca gerçekten psikopat bir sistematiklik içerisinde sürekli kendimden bahsetmişim. PEKALA, blogun amacı biraz da bu olabilir, sonuçta son derece kişisel bir şey ve günlük niyetine kullanan bir çoğunluk da yok değil. Yine de böyle egoist hareketler beni tiksindirdiğinden, hiç farkında olmadan öyle bir şey ortaya koymuş olmak can sıkıcı işte. Ama yine de. WHAT THE HELL . ben daha on yedi yaşındayım ve bunu bahane olarak sonuna kadar sömürmeyi planlıyorum.

Herneyse ve her neyse, umarım Holden benden nefret etmezdi ve umarım Buddy beni ucuz bulmazdı ve umarım bunu yazarken bilinç altımda "ben çok kültürlüyüm" mesajı vermeye çalışan bir manyak zevkten çığlık falan atmıyodur, çünkü gerçekten- çok kültürlü olmaktan gerçekten uzağım ve bunu niye belirtmem gerektiğini düşündüğümü bile bilmiyorum. VE YİNE AYNI ŞEYİ YAPIYORUM. Galiba benim bütün olayım kendimden bahsetmek. Üzgünüm hak etmediği derecede güzel adlandırılmış blog. Ayrıca üzgünüm Hesse. Ergen isyanının Bakunin'de uyandıracağı türden bir hissiyatla tiksinmiyorsunuzdur benden umarım. Ama sonuç olarak ergenlerin de bir şeyler yazması falan lazım galiba.

Yine her neyse, benim temizlenmem gerek.

Pekala.

Tek kameram telefonumdaki ve o da böyle çekiyor ne yazık ki. Yüzük olduğu bile belli olmamış.

Hazır başlamışken azıcık daha ifşa edebilirim kendimi herhalde.


Çevirmeye üşendiğim için üzgünüm.

Voilaa. Aslında bütün posterlerimi falan çekmiştim ama bellek kartına taşımayı reddeti telefon. Üzgünüm.

Bi' de geometri defterinin arkasından bir şey koyayım bari. Geometri ortalamam 42 zaten.
 Hayat çok acımasız.

ben.bir.muzbalığıyım.

Keşke bir günlüğü Salinger olabilseydim. Ya da en azından Gönülçelen'i kendisi öldükten aylar sonra keşfetmeseydim. Bu arada, onun adı Gönülçelen efendim! Çavdar Tarlasında Çocuklar'ın çevirisini geri kalanını bilemeyeceğim ama isim olarak Fransızca'dan çevrilmiş olan ilk basımının çok, çok altında kalmış.
Seemoreglass.
Neyse ki.
Selam Zooey.
Şimdi içimi döküyorum .

Eskiden yalnız kalmak huzurlu hissettirirdi, şimdi sadece yalnız hissettiriyor.
Benim hem bunaltıyorlar, hem de tek başıma bıraktıklarında o kadar acınası halde oluyorum ki, öfkeden patlayacak gibi.
Kendimi sevseydim yalnız kalabilirdim, ama sinirimi diğer insanlardan bile fazla bozuyorum.
Hem birine karşı bir şeyler hissetmek hem de ilişki yürütemeyecek kadar yabani olduğunu bilmek, iğrenç bir şey.
Yani tüm o kafeye gidip sohbet etme seansları ve birilerinin içinde el ele tutuşmak falan, kim, bunları niye yapar ki?
Beynimin bazı kısımları fena halde yanlış çalışıyor sanırım. Dünya üzerindeki hiçbir şeyin beni tamamen mutlu etmesi mümkün değil.
Böyle nasıl yaşayabilirsin ki? Başka biri olsaydım keşke.

- - -

Yalan söylüyorum.
Konuşma uzamasın diye sırf, sınavım iyi geçti ve açıklanan notum yok dedim ve birazdan da gitmem gereken ravdevunun yarın olduğunu zannettiğimi söyleyeceğim. Çünkü yirmi beş sorudan sadece yedisini çözebildiğimi, kırk dört aldığımı ya da yarım saat boyunca bir yabancıyla tek başıma konuşmaktansa bir geometri sınavına daha girmeyi tercih edeceğimi onlarla konuşmak istemiyorum. Ne kadar iğrenç bir durumun içinde olduğumu anlayamıyorlar çünkü.
Çok yakın olmadığım insanların yanında hiçkimseymişim gibi davranınca gerçekten bir kişiliğim yokmuş gibi hissetmeye başlıyorum.
Neden hala bir kedim yok? AH. Kedili yüzüğümü kaybettim sanırım. Aman tanrım.
Pekala, kaybetmemişim. Belki bir gün çekip buraya koyarım fotoğrafını, şimdiye kadar sahip olduğum en güzel şeylerden biri o.
Geçen yıl aşağı yukarı bu zamanlarda yazdıklarıma göz attım da, beyin cidden evrim geçiren bir şey dostlar.
Sırf matematikten düşük aldım diye Welcome to the Machine'e bağlamışım mesela.Bu yıl , geçen yıl olduğum kişi olsaydım hayatta kalamazdım muhtemelen.
 Herneyse.



Bunu da önümüzdeki yıl buraya bakıp kendime yabancılaşmak için koyuyorum., hah!