Merhaba.
Yüz milyon önce yazdıklarımı okudum da şunları belirtmem gerek.
Grafik Tasarım okuyorum ve bu beni gerçekten saçmalık derecesinde mutlu ediyor.
Babamla aram epey düzeldi. EPEY.
Artık çok az şeyi içime attığımdan yazacak hiçbir şey bulamıyorum. Citoles'ten mi büyüyüp kendini gerçekleştirmekten mi yoksa beni tamamıyla anlayan birinin varlığını tüm kesinliğiyle hissetmekten mi bilmiyorum. Ama kimseye anlatacak ilginç hiçbir şeyim yok. Gerçekten. Artık insanları o kadar ciddiye almıyorum.
ASLINDA HİÇBİR ŞEYİ CİDDİYE ALMAMAYA BAŞLADIM VE BU KAFAYLA GİDERSEM GENE SIYIRIP YAZCAK BİŞEYLER BULACAĞIMA DAİR BİR UMUT VAR İÇİMDE.
Ama asla eskisi kadar sefil hissetmeyeceğim muhtemelen.
Tamam, belki daha Lolita'yı bitirmedim, hatta ancak yarıladım sayılır ama kitap nereye bağlanacak da bu kadar kişinin okuduğu en güzel kitap olmayı hak edecek gerçekten merak içindeyim. bir kere humbert iğrenç bir karakter. hissettiği şeyler öyle güzel cümlelerle süslenip püslenince masumane bir hal alacak şeyler değil, lolita'ya sadece on yedi yaşına kadar onun sapık "küçük şeytan" merakını doyuracak bir şey olarak bakıyor. karakterini sevmiyor ki sevilesi de değil zaten, şımarık, boş kafalı kızın teki lolita. aralarında simbiyotik bir ilişki var, humbert'in megolomanlığı ve sapıklığı okurken insanı bunaltıyor. lolita'nısa kısa şort ve tişörtlü ve kırmızı dudaklı bir süs objesi olarak insanların beyninde yer etmiş olmaktan başka bir olayı yok. zorlayıp kitabı bitireceğim ama ikinci bir simyacı vakası yaşamak üzere olduğumu düşünüyorum. o kadar doldum ki bloga yazdım be.
holden'a güle güle.
Sevgili aletterfromelise. çok iç karartıcısın ve içindeki resimler hariç hiçbir şeyini sevmiyorum. Bugün lise benim için resmi olarak bittiği için, yetişkin bir birey olarak bundan sonra yeni bir blog tutmaya karar verdim.
Çocukluğum burada kalabilir.
Çocukluğum burada kalabilir.
Psikolog ve anti-depresan güzel şeyler ve bir süredir ikisinden de yoksun kaldım o yüzden iğrenç hissediyor olmama rağmen aslında böyle hissetmeme gerek olmadığını da hissediyorum. Çok hoş bir kafa gerçekten. Tuhaf bir şeysin nevroz. Yararlı yanları da var ama sadece uzaktayken görebiliyorum. Onun dışında bok gibi hissediyorum. Ve ne zaman hafif nevrotik birini fark etsem çıbanlıymış gibi uzaklaşıyorum. Aslında uzaklaşmıyorum sadece duygusal olarak kendimi ondan soyutluyorum ama zaten nevrotik insanlarla GERÇEKTEN sıcak bir ilişkiyi asla kuramazsınız. Asla. Bir yeri hastalıklıdır. O yüzden etrafımı sevgi dolu bir ortamda büyümüş fazlasıyla normal, güven verici ve özgüvenli insanlarla çevirmişim galiba. Bunu bilerek yapmadım, yeni fark ettiğim bir şey. Ama benden birkaç tane daha çekilmiyor gerçekten. Hiç.
Bloga asırlardır yazmamamın sebebi görev psikolojisine girmiş olmam. Ama ne olduğunu fark edince geçti. gibi. Genel de bu duygu da geçer.
Bu siktiğimin bozuk psikolojisi farklı bir eve taşınana kadar geçmeyecek. Çünkü benim ailem, iğrenç. Tek tek iyi insanlar. Ya da zararsız. Ama hepsinin terapiye ihtiyacı var hem de benden daha sefil bir biçimde. Tabi önce babamın. Sizin yüzünüzden büyüyemiyorum. On yedinin büyük olması diye bir blog yazısı vardı bir yerde. On dokuz oldum, hala aynı kafadayım ya. Bırakın beni artık be. Gidin hepiniz ayrı evlerde, ayrı ülkelerde yaşayın ne bileyim. Bırakın da büyüyeyim. Gerçi beynime vereceğiniz zararı verdiniz, sevgi dolu ortaokul arkadaşlarım da tuz biber olduğuna göre ne kadar düzelebilirim şüpheliyim.
Aslında tüm bunlarsız, tamamen iyi ve -uyuşuk iyi değil- güvende hissetmenin nasıl olduğunu biliyorum. Ama kötü deneyimlerime kıyasla o kadar az oldu ki istediğimde oraya dönmem imkansız.
Ya tamamen düzeleceğim ya da hiçbir şey yapmadan, varolmamış gibi kendi kafamda yaşayıp öleceğim.
Bundan çıkarılması gereken ders, sevgili insanlar, çocuk yapmadan önce terapiste gidin ve bok gibi bir evliliğiniz varsa lütfen boşanıp farklı bir şehre taşının. Aynı eve değil.
Bloga asırlardır yazmamamın sebebi görev psikolojisine girmiş olmam. Ama ne olduğunu fark edince geçti. gibi. Genel de bu duygu da geçer.
Bu siktiğimin bozuk psikolojisi farklı bir eve taşınana kadar geçmeyecek. Çünkü benim ailem, iğrenç. Tek tek iyi insanlar. Ya da zararsız. Ama hepsinin terapiye ihtiyacı var hem de benden daha sefil bir biçimde. Tabi önce babamın. Sizin yüzünüzden büyüyemiyorum. On yedinin büyük olması diye bir blog yazısı vardı bir yerde. On dokuz oldum, hala aynı kafadayım ya. Bırakın beni artık be. Gidin hepiniz ayrı evlerde, ayrı ülkelerde yaşayın ne bileyim. Bırakın da büyüyeyim. Gerçi beynime vereceğiniz zararı verdiniz, sevgi dolu ortaokul arkadaşlarım da tuz biber olduğuna göre ne kadar düzelebilirim şüpheliyim.
Aslında tüm bunlarsız, tamamen iyi ve -uyuşuk iyi değil- güvende hissetmenin nasıl olduğunu biliyorum. Ama kötü deneyimlerime kıyasla o kadar az oldu ki istediğimde oraya dönmem imkansız.
Ya tamamen düzeleceğim ya da hiçbir şey yapmadan, varolmamış gibi kendi kafamda yaşayıp öleceğim.
Bundan çıkarılması gereken ders, sevgili insanlar, çocuk yapmadan önce terapiste gidin ve bok gibi bir evliliğiniz varsa lütfen boşanıp farklı bir şehre taşının. Aynı eve değil.
Merhaba sınav senesinin çok hızlı geçtiğini söyleyen adam, SENİ YALANCI.
Bu konuya daha önce değindim, ama yine doldum bak, burası benim kişisel blogum olduğuna göre bir neden sonuç ilişkisine oturtmak zorunda değilim, hıh. Gönülçelen'i nasıl sevmezsiniz lan? Ha? HA? Gelip ağzınıza şöyle sağlam bir tane çakasım geliyor, kusura da bakın, banane.
Gerçi herkes kitabı sevecek olsaydı hiçbirimiz kendimizi Holden gibi hissetmezdik. Beni asıl sinir eden o gösterişçi ve boş kişiliklerine rağmen kötülemeye cüret etmeleri.
Merhaba Glamdring, kusura bakma. Sınav senesi iğrenç ve bir şekilde o kadar da kötü değil.
Bu konuya daha önce değindim, ama yine doldum bak, burası benim kişisel blogum olduğuna göre bir neden sonuç ilişkisine oturtmak zorunda değilim, hıh. Gönülçelen'i nasıl sevmezsiniz lan? Ha? HA? Gelip ağzınıza şöyle sağlam bir tane çakasım geliyor, kusura da bakın, banane.
Gerçi herkes kitabı sevecek olsaydı hiçbirimiz kendimizi Holden gibi hissetmezdik. Beni asıl sinir eden o gösterişçi ve boş kişiliklerine rağmen kötülemeye cüret etmeleri.
Merhaba Glamdring, kusura bakma. Sınav senesi iğrenç ve bir şekilde o kadar da kötü değil.
Summer's Almost Gone.
Ya da hep beraber Güney Yarım Küre'ye yerleşebiliriz. Aslında sonbahar güzel. Hüzünlü, gri, yağmurlu, insan kendini roman karakteriymiş gibi hissediyor. Yaz da güzel ama Ankara'da çok da güzel değil. İnsanı boğuyor, eriyip kalıyorsun. Şahsen ilkbaharı tercih ederim. Renkleri Juno filmi gibi, hem de aşırı değil. Kışla yaz öyle. İnsanın dengesini bozuyor hep. Aslında karın yağdığı zamanlar kış da güzeldi ama artık sadece soğuk. Kuru. Böğk. Aah, ama kahve içerken bunalmazsın. Ya da sıcak çikolata. Üstüne battaniye çekmek çok güzel bir şey. Aslında genel olarak üşüyüp sonra ısınmak güzel bir his. Evet. Bu yazdığım en saçma yazıydı. Bir değişiklik yapıp... Aman. Juno'nun renkleri çok güzel işte.
Bu çok güzel bir duvar kağıdı yahu.
Bu çok güzel bir duvar kağıdı yahu.
those were the days. yok canım.
Altıncı ve yedinci sınıfta tuttuğum defteri buldum. Yaşadığım travmayı anlatabileceğimi sanmıyorum ama egoma hayran kaldığım da bir gerçek. Özellikle "rock" müzik ve Avril'a yüklediğim anlam beni benden aldı ama değişmeyen tek şey Harry Potter sevgim ve Harry Potter'ı aşağılayan insanlara karşı hissettiğim nahoş duygular. Bir de lanet olası Sailoor Moon, Pokemon, Beyblade, W.I.T.C.H., Rurouni Kenshin türevi animeler ve çizgiromanlar yüzünden takıntılı olduğum hepsi-bir-tipi-temsil-eden-kusursuz-arkadaş-grubu bulma çabam aslında çok üzücü. Hatırladığım kadarıyla kıskanç, fesat ve kişiliksiz arkadaşlarıma yüklemeye çalıştığım karakterlerse daha komik olmuş. Saf ve düşünceli mi? Bana daha çok deftere eleştirel yazarsam sonra onlarla konuşurken suçluluk duyarım gibime geldi. Yıllar sonra arkadaşlarıma karşı hala içten içe aşırı yargılayıcı davranmamın sebebinin de bu olduğunu düşünüyor ve sorunun bende olduğunu mutlulukla fark ederek, şimdiye kadar bana karşı asla kötü davranmayan, olgun ve iyi kalpli(ah evet.) lise arkadaşlarımı tenzih ediyorum. Çocuk yaparsanız boşanmayın ve nezih olmayan semtlerdeki ortaokullara göndermeyin çünkü oradaki çoğu çocuğun psikolojisi affedersiniz ama bokum gibi oluyor. Sevgiler. Ha bir de: Grubun en zeki kızı olmaktan bıktım ya! nedir yahu? Egomu seveyim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






