Son zamanlarda hayatımdaki olumsuz her şey için, sistematik olarak annemle babamı suçluyorum, daha çok da annemi galiba çünkü babamın zaten olayla alakası yok gibi. Yani yanlış anlamayın,başım derde falan girdiğinde ya da ortada bir veli toplantısı olduğunda asla başından savmaz, hep elinden geleni yapar. İlgisiz bir baba değildir.
Konu eğitim, maddi durum ya da hayati bir mesele olduğu sürece.
Onun dışında, aileden bağımsız bir organizma gibi geliyor bana. Aslında hiçbir zaman aile kavranın içi dolu olmadı benim için. Bu, onları suçladığım konu değil. İnsanlar birbirlerini sevmekten vazgeçip ayrılabilirler, ya da biri kafayı sıyırır ve üçüncü birileri falan olaya dahil olabilir, konu bu değil.
Başlangıç olarak, ne halt yemeye çocuk yapmaya karar verdiklerini hiç, hiç bilmiyorum. Herhalde zayıf kişilikli, manik-depresif, kendi başının çaresine bakamayan birine dönüşeceğimi planlamamışlardı ama tam olarak böyle oldu, dönüştüğüm kişiden kesinlikle memnun değilim ve bu hergün daha da korkunç bir hal alıyor. Çünkü bir yıl sonra, resmen reşit oluyorum, evet tamam reşit olunca kimse çocuk hayatından çıkıp bir yığın sorumluluğun altına falan girmiyor ya da başının çaresine bakmak zorunda kalmıyorsun. Onun için bir kaç yılım daha var, ve üç yıl kadar önce kendimin hep çok daha güçlü, kendinden hemen ya da öyle bir şeye dönüşeceğimi sanırdım. Bütün o aptal ergenliği atlattığımda falan işte, ama o zamanki kadar acınacak haldeyim. Bundan üç yıl sonra da aynı şekilde rezil olacağım muhtemelen, ve bu hayatımı şimdi bile mahvedemediği bir şekilde mahvedecek. Bu blogu açarken profil kısmına yazdığım her şeyin hala geçerli olması hoş değil blog, yapabilsem sonsuza kadar odamda kalırdım, kesinlikle! Hala. Kendi kendime yetemiyorum. Bozulan banka kartım için bankaya gidip, kime soracağımın kesin ve ayrıntılı bir tarifi ya da öyle bir şeyi olmadan, yardım edecek birilerini aramak, derdimi anlatmak, banka kartıyla ne işim olduğunu düşündüğüne bahse gireceğim adamın ya da kadının tekiyle konuşmak, ne kadar korkunç. Kendi kendime alışverişe bile çıkamıyorum. Tüm o insanların ve görevlilerin arasında o kadar rahatsız hissediyorum ki görünmez olasım geliyor. Aptal bir resim kursuna devam etmeyi bile beceremedim, kimseyle konuşamıyorum diye. Oysa büyük çoğunluğu zaten konuşmak istemeyeceğim insanlardı. Üstelik kursa ihtiyacım olduğunu da biliyorum, çizimlerimi geliştirdiğine biliyorum, ama yine de odamda saklanmak daha hoş bir seçenek gibi geliyor. Son bir kaç yıldır, hayallerimden bahsedip durdum, yurt dışına çıkmak, en azından bir kaç ülkeyi gezmek ya da hayatıma birinde devam etmek, hiç olmazsa İzmir'e falan taşınmak gibi, oysa pratikte hiçbirini yapacak cesaretim yok. Bunları söylerken asla gelmeyecek zamanlardan bahsettiğimi falan mı varsayıyorum o an bilmiyorum, ama on yedi yaşındayım ve basitçe söylemek gerekirse, olmayı planladığım kimse değilim.
Kimsenin olmayı planladığı biri olduğumu sanmıyorum.
Kim sürekli kendinden şikayet eden biri olmak ister ki zaten? Şikayet eden ve hiçbir şey yapmayan. Bu yazıyı bitirdikten sonra her zamanki gibi "rahatsız edici" durumlardan olabildiğinde kaçınıp kasvetli kasvetli yaşamaya devam edeceğim, en kötüsü de lise bittikten sonra gelecek. Sanırım burada çürüyeceğim.
Bilmiyorum.
Çok farklı biri de olabileceğimi düşününce, annemle babamı suçlamaktan başka bir şey gelmiyor elimden, neden bu şehirde büyümek zorundaydım anlamıyorum. Bu şehirde herkesin kendine güven problemleri yok evet, ama ciddi anlamda mutlu insan olduğundan şüpheliyim. Rastgele bir otobüse binin ve insanların yüzlerine bakın, çok ciddiyim. O kadar kasvetliler ve mutsuzlar ki. Hayatından bezmiş olan bir tek ben değilim yani! Her neyse. En azından böyle bir kendine güvensizlik geliştirmeyeceğim bir sürü ilkokul olduğuna bahse girerim. Ve evet, aslında annemle babamın ayrı olduğu düşünüp üzüldüğüm bir seferi bile hatırlamıyorum ama anne babası boşanmış çocukların normal olma şansı gerçekten yok galiba. Etrafımdaki örnekleri düşününce daha açık bir hal alıyor bu. Hantal vücudum için bile onları suçluyorum ve evet, bu babamla geçirdiğim bir yazın bana hediyesiydi. Hah, komik görünebilir ama mükemmellik takıntınız varsa gözle görülür kusurlarınız katlanılamaz bir hal alıyorlar.
Herneyse sonuç olarak şu ruh halinde bir insana dönüşüyorsunuz.
*Garden State'i izleyenler daha iyi anlayacaktır. İzlemeyen de ilk fırsatta izlesin. Sevgi.



Farksız hissettiğim için her kelimende heyecanlanıyorum sanırım ucubeden başka bir şey değilim.
YanıtlaSilgarden state cidden anlatıyor olayı.
YanıtlaSilve hakikaten ailesi ayrı, normal tek bir çocuğa rastlamadım ben.
olric, ucube olmak iyidir bence. blogun eski adı freakish stuff'dı böyle düşünmem sebebiyle.
YanıtlaSillarien, ehe, en azından sıkıcı değiliz.