Sevgili aletterfromelise. çok iç karartıcısın ve içindeki resimler hariç hiçbir şeyini sevmiyorum. Bugün lise benim için resmi olarak bittiği için, yetişkin bir birey olarak bundan sonra yeni bir blog tutmaya karar verdim.
Çocukluğum burada kalabilir.
Psikolog ve anti-depresan güzel şeyler ve bir süredir ikisinden de yoksun kaldım o yüzden iğrenç hissediyor olmama rağmen aslında böyle hissetmeme gerek olmadığını da hissediyorum. Çok hoş bir kafa gerçekten. Tuhaf bir şeysin nevroz. Yararlı yanları da var ama sadece uzaktayken görebiliyorum. Onun dışında bok gibi hissediyorum. Ve ne zaman hafif nevrotik birini fark etsem çıbanlıymış gibi uzaklaşıyorum. Aslında uzaklaşmıyorum sadece duygusal olarak kendimi ondan soyutluyorum ama zaten nevrotik insanlarla GERÇEKTEN sıcak bir ilişkiyi asla kuramazsınız. Asla. Bir yeri hastalıklıdır. O yüzden etrafımı sevgi dolu bir ortamda büyümüş fazlasıyla normal, güven verici ve özgüvenli insanlarla çevirmişim galiba. Bunu bilerek yapmadım, yeni fark ettiğim bir şey. Ama benden birkaç tane daha çekilmiyor gerçekten. Hiç.
Bloga asırlardır yazmamamın sebebi görev psikolojisine girmiş olmam. Ama ne olduğunu fark edince geçti. gibi. Genel de bu duygu da geçer.
Bu siktiğimin bozuk psikolojisi farklı bir eve taşınana kadar geçmeyecek. Çünkü benim ailem, iğrenç. Tek tek iyi insanlar. Ya da zararsız. Ama hepsinin terapiye ihtiyacı var hem de benden daha sefil bir biçimde. Tabi önce babamın. Sizin yüzünüzden büyüyemiyorum. On yedinin büyük olması diye bir blog yazısı vardı bir yerde. On dokuz oldum, hala aynı kafadayım ya. Bırakın beni artık be. Gidin hepiniz ayrı evlerde, ayrı ülkelerde yaşayın ne bileyim. Bırakın da büyüyeyim. Gerçi beynime vereceğiniz zararı verdiniz, sevgi dolu ortaokul arkadaşlarım da tuz biber olduğuna göre ne kadar düzelebilirim şüpheliyim.
Aslında tüm bunlarsız, tamamen iyi ve -uyuşuk iyi değil- güvende hissetmenin nasıl olduğunu biliyorum. Ama kötü deneyimlerime kıyasla o kadar az oldu ki istediğimde oraya dönmem imkansız.
Ya tamamen düzeleceğim ya da hiçbir şey yapmadan, varolmamış gibi kendi kafamda yaşayıp öleceğim.
Bundan çıkarılması gereken ders, sevgili insanlar, çocuk yapmadan önce terapiste gidin ve bok gibi bir evliliğiniz varsa lütfen boşanıp farklı bir şehre taşının. Aynı eve değil.
Bloga asırlardır yazmamamın sebebi görev psikolojisine girmiş olmam. Ama ne olduğunu fark edince geçti. gibi. Genel de bu duygu da geçer.
Bu siktiğimin bozuk psikolojisi farklı bir eve taşınana kadar geçmeyecek. Çünkü benim ailem, iğrenç. Tek tek iyi insanlar. Ya da zararsız. Ama hepsinin terapiye ihtiyacı var hem de benden daha sefil bir biçimde. Tabi önce babamın. Sizin yüzünüzden büyüyemiyorum. On yedinin büyük olması diye bir blog yazısı vardı bir yerde. On dokuz oldum, hala aynı kafadayım ya. Bırakın beni artık be. Gidin hepiniz ayrı evlerde, ayrı ülkelerde yaşayın ne bileyim. Bırakın da büyüyeyim. Gerçi beynime vereceğiniz zararı verdiniz, sevgi dolu ortaokul arkadaşlarım da tuz biber olduğuna göre ne kadar düzelebilirim şüpheliyim.
Aslında tüm bunlarsız, tamamen iyi ve -uyuşuk iyi değil- güvende hissetmenin nasıl olduğunu biliyorum. Ama kötü deneyimlerime kıyasla o kadar az oldu ki istediğimde oraya dönmem imkansız.
Ya tamamen düzeleceğim ya da hiçbir şey yapmadan, varolmamış gibi kendi kafamda yaşayıp öleceğim.
Bundan çıkarılması gereken ders, sevgili insanlar, çocuk yapmadan önce terapiste gidin ve bok gibi bir evliliğiniz varsa lütfen boşanıp farklı bir şehre taşının. Aynı eve değil.
Merhaba sınav senesinin çok hızlı geçtiğini söyleyen adam, SENİ YALANCI.
Bu konuya daha önce değindim, ama yine doldum bak, burası benim kişisel blogum olduğuna göre bir neden sonuç ilişkisine oturtmak zorunda değilim, hıh. Gönülçelen'i nasıl sevmezsiniz lan? Ha? HA? Gelip ağzınıza şöyle sağlam bir tane çakasım geliyor, kusura da bakın, banane.
Gerçi herkes kitabı sevecek olsaydı hiçbirimiz kendimizi Holden gibi hissetmezdik. Beni asıl sinir eden o gösterişçi ve boş kişiliklerine rağmen kötülemeye cüret etmeleri.
Merhaba Glamdring, kusura bakma. Sınav senesi iğrenç ve bir şekilde o kadar da kötü değil.
Bu konuya daha önce değindim, ama yine doldum bak, burası benim kişisel blogum olduğuna göre bir neden sonuç ilişkisine oturtmak zorunda değilim, hıh. Gönülçelen'i nasıl sevmezsiniz lan? Ha? HA? Gelip ağzınıza şöyle sağlam bir tane çakasım geliyor, kusura da bakın, banane.
Gerçi herkes kitabı sevecek olsaydı hiçbirimiz kendimizi Holden gibi hissetmezdik. Beni asıl sinir eden o gösterişçi ve boş kişiliklerine rağmen kötülemeye cüret etmeleri.
Merhaba Glamdring, kusura bakma. Sınav senesi iğrenç ve bir şekilde o kadar da kötü değil.
Summer's Almost Gone.
Ya da hep beraber Güney Yarım Küre'ye yerleşebiliriz. Aslında sonbahar güzel. Hüzünlü, gri, yağmurlu, insan kendini roman karakteriymiş gibi hissediyor. Yaz da güzel ama Ankara'da çok da güzel değil. İnsanı boğuyor, eriyip kalıyorsun. Şahsen ilkbaharı tercih ederim. Renkleri Juno filmi gibi, hem de aşırı değil. Kışla yaz öyle. İnsanın dengesini bozuyor hep. Aslında karın yağdığı zamanlar kış da güzeldi ama artık sadece soğuk. Kuru. Böğk. Aah, ama kahve içerken bunalmazsın. Ya da sıcak çikolata. Üstüne battaniye çekmek çok güzel bir şey. Aslında genel olarak üşüyüp sonra ısınmak güzel bir his. Evet. Bu yazdığım en saçma yazıydı. Bir değişiklik yapıp... Aman. Juno'nun renkleri çok güzel işte.
Bu çok güzel bir duvar kağıdı yahu.
Bu çok güzel bir duvar kağıdı yahu.
those were the days. yok canım.
Altıncı ve yedinci sınıfta tuttuğum defteri buldum. Yaşadığım travmayı anlatabileceğimi sanmıyorum ama egoma hayran kaldığım da bir gerçek. Özellikle "rock" müzik ve Avril'a yüklediğim anlam beni benden aldı ama değişmeyen tek şey Harry Potter sevgim ve Harry Potter'ı aşağılayan insanlara karşı hissettiğim nahoş duygular. Bir de lanet olası Sailoor Moon, Pokemon, Beyblade, W.I.T.C.H., Rurouni Kenshin türevi animeler ve çizgiromanlar yüzünden takıntılı olduğum hepsi-bir-tipi-temsil-eden-kusursuz-arkadaş-grubu bulma çabam aslında çok üzücü. Hatırladığım kadarıyla kıskanç, fesat ve kişiliksiz arkadaşlarıma yüklemeye çalıştığım karakterlerse daha komik olmuş. Saf ve düşünceli mi? Bana daha çok deftere eleştirel yazarsam sonra onlarla konuşurken suçluluk duyarım gibime geldi. Yıllar sonra arkadaşlarıma karşı hala içten içe aşırı yargılayıcı davranmamın sebebinin de bu olduğunu düşünüyor ve sorunun bende olduğunu mutlulukla fark ederek, şimdiye kadar bana karşı asla kötü davranmayan, olgun ve iyi kalpli(ah evet.) lise arkadaşlarımı tenzih ediyorum. Çocuk yaparsanız boşanmayın ve nezih olmayan semtlerdeki ortaokullara göndermeyin çünkü oradaki çoğu çocuğun psikolojisi affedersiniz ama bokum gibi oluyor. Sevgiler. Ha bir de: Grubun en zeki kızı olmaktan bıktım ya! nedir yahu? Egomu seveyim.
Evde anne olmaması çok kötü bir şey. Sabah kahvaltımı on ikide pastayla yaptım. Bir de kahve içtim açlığımı bastırmak için. Duruyorum öyle. Dışardan da söylemeyeceğim işte. Öleceğim galiba. Beni hatırlayın dostlar.
Harry Potter'a iki biletim vardı aynı gün içinde. Hikayesini anlatmayacağım ama pişman değilim, son filmdi sonuçta, anı işte.
Geçen yıldan kalma bir kaç resim. Fotoğraflarını çekince hiç normalde güzel geldikleri kadar güzel gelmiyorlar.
Adı Gary'di.
Muhtemelen bu kedi tarafından yendi.
Chewie!
Harry Potter'a iki biletim vardı aynı gün içinde. Hikayesini anlatmayacağım ama pişman değilim, son filmdi sonuçta, anı işte.
Geçen yıldan kalma bir kaç resim. Fotoğraflarını çekince hiç normalde güzel geldikleri kadar güzel gelmiyorlar.
Adı Gary'di.
Muhtemelen bu kedi tarafından yendi.
Chewie!
Goodreads'te Catcher in the Rye'dan nefret eden tipler gördüm ve onları boğazlamak istedim. Hehe, ortaokuldan beri böyle şeylere kızdığımı hatırlamıyorum, sevdiğim gruplardan nefret eden insanları görüp ölmelerini falan isterdim. Hepsi kendini beğenmiş, müzikten anlamayan o sözlerdeki derinliği göremeyen kendilerini bir bok sanan insanlardı benim gözümde. Neymiş dinleyici kitlesi on üç yaşındakilermiş, on yedi yaşında olunca bir bok oluyor sanki. İnsan kendini özleştirdiği için oluyor tabi ama Catcher in the Rye'dan da nefret edilmez ki. Edilemez işte. Allah allah. Neymiş Holden Caulfield mızmız bir emoymuş, yalan söyleyip duruyormuş. Hey, galiba biri romanın konusunun ne olduğunu fark etmiş! Ergenlikten yetişkinliğe geçme sancıları! Tabi on iki yaşında yetişkine dönüşmüş mükemmel edebiyat bilgisi olan insanların bunu anlayamaması normal, HAHAHA. Phonyler sizi. Chapman, çok yanlış adamı vurdun be. Ayrıca Catcher in the Rye'ı okuma yaşı 15-19'dur, tamam mı sistemin kölesi olmuş yüzeysel yetişkin sofistike kişi. Okusan bir şeyleri anlayabilirdin belki. Ergenlerin ergenlikten kaynaklanan tavırlarıyla dalga geçerek kendinin ne kadar olgun olduğunu vurgulamaya çalışan bir grup insan var, belli ki bu insanlar sadece ekşi sözlükte bulunmuyorlar. Neyse bir şey daha öğrenmiş oldum en azından. Salinger da dünyanın en iyi yazarı tamam mı, New Yorker bokumu yesin.
Evet bu yazıyı yazarken çok eğlendim.
Hehe.
Ayrıca Evanescence'ın güzel şarkıları da var, Amy Lee de çok güzel, sesi de müthiş, HAH!
Evet bu yazıyı yazarken çok eğlendim.
Hehe.
Ayrıca Evanescence'ın güzel şarkıları da var, Amy Lee de çok güzel, sesi de müthiş, HAH!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






