Where's your will to be weird?


'On bad days, I talk to Death constantly, not about suicide because honestly that's not dramatic enough.

Sanırım bloga uzun zamandır yazmayışımın sebebi iç dünyamın, eee, değişmesiydi. Yani. Aslında buraya hala yazasım yok çünkü artık olayları biraz daha gerçekçi bir şekilde görebiliyorum ve kendimin de yüzeysel insanların korkunç dünyasına düşmüş her konuda haklı küçük bir dahi olmadığımın farkındayım. Eskiden böyle hissetmem ama bunun farkında olmamam çok acı değil mi, herneyse. Ama yazmadığımdan şikayet eden tek tük sevgili kişiler, suçu erkek en iyi arkadaşıma ve en iyi erkek arkadaşıma atabilirsiniz, meheh. Yani o kadar sevgi görseniz sizin de pek bir psikolojik sorununuz kalmaz sanırım. Ama bunu yazmak biraz saçmaydı. Evet cidden, artık yazacak pek bir şeyim yok. Aslında hala baya psikolojik problemim olmalı çünkü önemsiz, fazlasıyla kişisel bir bloga patlamamak için iç döküşümü gereğinden fazla ciddiye alıyorum. Yine de eskisi kadar almıyorum. Aslında ben bu gece buraya yazmayacaktım, öykü yazasım gelmişti. Ama son günlerde evren sinirden laptopu fişinden çekip fırlatmamdan zevk alıyor, o yüzden microsoft word'ü, hikayemi açamadım. Başka bir şeye de yazmak istemiyorum. Evet, eğer bir sorun çıkarsa yapılacak şey çözüm aramak değil mi? Burada değil bebeğim. Hikaye yazılmak istemiyor mu, İYİ BEN DE YAZMAM O ZAMAN. Aslında pek de iyi değilim de kendimi eskisi gibi mutlak bir varlık olarak görmemeye çalışıyorum ki aslında çoğunuz kendinizi böyle görüyorsunuz, şimdi biran durun ve düşünün.

Bazen sırf beynimin nasıl çalıştığını anlamak için Psikoloji okuyasım geliyor ama aslında bu gizemi çözdüğümü düşünüyorum ve daha fazla üzerine gitmeyeceğim: Paranoyaklık! Ne de olsa genlerimde var-mış. Yo, cidden, bu konuda burada paylaşmaya hiç can atmadığım kanıtlarım var ve kendime koyduğum 234892374 teşhise rağmen paranoyaklığı hiç düşünmeyişim de bir işaret, herneyse.

Son günlerde Salinger sevgim depreşti bir de. Aslında bu konudan çok bahsetmek istemiyorum çünkü eğer neden bu kadar çok sevdiğimi size mantık çerçevesinde içerisinde açıklamaya kalkarsam bütün büyüsünü kaybeder eh, çünkü hissettiğim yoğunluğu açıklayamam. Yani yazdığım cümleye bakarım ve bu yüzden ha,evet diyip kendimi Salinger'dan soğumuş bulabilirim. Bir de çok üzgünken yanımda Catcher in the Rye'ı taşıyorum. İşe yarıyor. Üzgünken Salinger kitaplarına sarılmak. Ama yağmurlu günlerde kitaplarınızı naylon poşete falan koyun. Islanınca çok üzücü oluyor.

Kendimle ilgili bütün sorunların suçunu başkalarına yıkmak bir şeyin çözümü değil ama -ve sürekli kendimden bahsettiğim için şu noktada özür dilemeliyim, çünkü, eh, zaman kaybı değil mi?- ailemi epey suçluyorum. Dünyada sosyal açıdan benden daha beceriksiz üç insan daha varsa annem babam ve kardeşimdir, sizi temin ederim buna.

Tamam belki de hala yazasım vardır da ısınmam gerekiyordur. Ayrıca aklıma GERÇEK bir sorunum geldi ki bu beni hiçbir şeyin yapmadığı kadar -ki beni BİRÇOK ŞEY mutsuz yapar- mutsuz yapıyor. ARTIK RESİM YAPAMIYORUM. A-a tesellilerinizi ve yanılıyorsundurlarınızı ve beklelerinizi kendinize saklayın, hepsini kendim yaptım. Yaklaşık altı yedi aydır bekliyorum, küçük bir ilham gelsin diye ve elime geçen tek şey bileğimin soğuması oldu. En azından bakarak çiziyordum şimdi onu da beceremiyorum ve mükemmel bir şey çıksın diye sabırsızlandığımdan daha da kötü oluyor. Benim için bu kadar doğal bir şeyken, kendimi bildim bileli resim yaparken, insanların dile getirdikleri hayranlık bir şey ifade etmeyecek kadar sıradanlaşmışken tek çizebildiği şeyler göz, dudak, kadın yüzü, kadın bedeni ve geometrik şekiller olan biri haline nasıl geldim? TEBRİKLER MÜKEMMEL EĞİTİM SİSTEMİ, DERSANELER, EBEVEYNLER VE MÜKEMMELLİYETÇİ MANYAK EGOM!  Artık ne olursa olsun beni mutlu eden tek şeyi de yapamıyorum ve İŞİN GERÇEKTEN KORKUNÇ YANI RESİMLERİN KÖTÜ OLMASI DEĞİL. ÇİZERKEN HİÇBİR ŞEY HİSSETMİYORUM. Resim, müzik ya da o tür bir şeyle uzun süre ilgilenmemiş birine bunlar bir şey ifade eder mi bilemiyorum ama (ayrıca böbürlenmeye çalıştığım falan da yok.) çocukluğundan beri uğraştığın bir şey öylesine parçan haline geliyor ki gerçekten, nasıl demeliyim, içinde o işi yapmak için hiç bitmeyen bir istek ve uğraşırken duyduğun müthiş bir huzur oluyor. Yani eskiden de çok mükemmel resimler yapmıyordum hatta ortaokul boyunca yaşıtlarıma göre iyi olsa da dönüp bakınca epey iğrenç resimler yapmışım(ki burnun yüzün geri kalanının bir buçuk katı olması gibi falan.) ama onları yaparken tanımlayamayacağım bir huzur hissediyorum, yani o an onu yapmam benim için dünyadaki en doğru şeydi. Ve bu gitti. Resimlerim kötü olsa da pek fark etmezdi bunu hissedebilseydim. Ama ben, profesyonelleşmekle, mükemmelleşmekle öyle takıntılı hale geldim ki, hayal ettiğim gibi çizmek yerine kendimi çizim kitaplarına, anatomi kurallarına, perspektiflere boğdum biranda ve bu beni bıktırdı. Ve tabi, manga okumayı bıraktım. Ki bu da en büyük etkenlerden biri bence, çünkü  o atmosferi hissedip benzer bir şey yaratma dürtüsüyle bir şeyler çizmek o kadar mutluluk vericiydi ki. Ve bir kaç gün önce sorunumun bu olduğunu fark edip kendimi rahat bırakınca, çizebilirim sandım ve bugün fark ettim ki BİR BOK ÇİZEMİYORUM VE HİÇBİR ŞEY HİSSETMİYORUM. Resim çizmek sadece diğer insanlar kullanırken küçümsediğim anlamıyla sadece resim çizmek. Bir yere oturup kalemle kağıda bir şeyler karalamak. O kadar yabancılaşmışım ki yazarken sanki bisiklet sürmekten bahsediyorum, AH.

İntiharı sık düşünürüm. Yani etmek konusunda değil de, düşünürüm. Eğer edersem ana kaynağı bu resim yapamama durumum olacak, buraya yazmış olayım bari. Artık kendim gibi hissedemiyorum.

3 yorum:

  1. bak şimdi bunu bir teselli olarak düşünme çünkü true story. geçtiğimiz aylarda çevresel faktörler nedeniyle içimdeki tüm o çizme aşkı gitti. bildiğin elime kalem almadım. eksikliğini hissetmedim. bir gün eksikliğini hissettim ve elime kalem aldım ama bildiğin yapamıyordum. bir şey yaratamamanın verdiği o huzursuzluk adeta beni deliye çevirdi. sonra bir sabah uyanır uyanmaz aklıma parlak bir fikir geldi. nefes bile almadan "bunu kağıda dökmem gerek." diye fırladım. üç saat boyunca minicik bir kağıt üzerinde uğraştım, olmadı. bir üç saat daha uğraştım ve en sonunda ben gözyaşı ve ter içindeyken çıktı. diyeceğim o ki bir gün öyle bir şey göreceksin veya öyle bir şey aklına gelecek ki , çizmeden devam edemeyecek hale geleceksin. ve o gün çizeceksin. trust me,i'm a doctor.

    YanıtlaSil
  2. Ne desem bilmiyorum... Sadece yazdıklarını okuyarak kendimi yakın hissettiğim insanlardan birisin ve en çok bu yazın üzdü beni, "hiçbir şey hissetmiyorum"da tıkandım kaldım. Ben de kendimi bildim bileli yazan biriyim, arada bir yazamadığım, ilham gelmediği zamanlar oldu. Ve bir de, belki de senin durumuna benzer bir şeyle karşılaştım yakın zamanda. Yazmamak. İki satır bile yazmamak. Bir şey hissetmiyorsan, yaşamıyorsan yazamazsın zaten, değil mi? Bana olan buydu. Belki benziyordur. Sonra yağmur yağdı bir gün. Mutlu oldum. Ve kendime geldim. Ufacık bir yağmur damlası yazmak için bir şeyler hissetmeme neden oldu. Belki senin için de çözüm önemsiz gibi görünen ufak ayrıntılardadır. Kim bilir?

    YanıtlaSil
  3. Bu kadar uzun süre sonra cevap yazmak ayıp oluyor biliyorum ama ilk okuduğumda hiç içimden gelmiyor özür. ve teşekkür ederim, ben olsam bu kadar yakınmayı okurken sıkılırdım, bi' de beni teselli ediyorsunuz. bu arada çizmeye başladım. birden oluverdi. doc, baykuşlu bir yüzüğüm var senin yüzünden.

    YanıtlaSil