Where's your will to be weird?


Bence Coelho sahtekarın tekiymiş.

Kitapları kendimi iyi hissedeyim diye değil de bana bir şey kazandırsınlar, beynimi diğer insanların yıkamasından koruyabileyim ve içinde yaşadığım şeyi anlayabileyim diye okuyorum oldukça uzun süredir. Bugüne kadar, bu şekilde elime aldığım kitapların hepsi bana gerçekten bir şey kazandırmışlardı çünkü zaten türlerinde ünlü kitaplardı. Daha doğrusu, saygıdeğer kitaplardı.

Saf olduğumdan mı nedir, simyacıyı da öyle bir şey sanıyordum ben.

Bir de, her elimde gören "ay sen daha yeni mi okuyorsuuuun onu," deyince, ciddi ciddi bir bok sandım ben bu kitabı. Bir de bu Paul herifinin Veronica Ölmek İstiyor kitabının arkasını okumuş, kendimce Bozkırkurdu'ndan bir şeyler görmüştüm.

 En iyi arkadaşım da hayatımın kitabı, dönüş noktası falan diye geziyordu. Büyük bir hevesle başladım.

Sevgili Paul Coelho, sen hayatımdaki en büyük hayal kırıklıklarından biriymişsin. Şöyle diyeyim, ben fantastik kitapları severim, çünkü arada bir kendimi başka dünyalarda bulmak hoşuma gidiyor, ama katlanamadığım bir şey varsa, gerçeğin çarpıtılarak sunulmasıdır. Felsefi bir kitap yazıyor olmak demek, insanlara yol gösterici bir şey yazmak demektir, ve o yol, sen bir şeyi çok iste, sonra bütün metafiziksel ögeler sen onu elde et diye uğraşacak diyerek bulunmuyor! Kadercilik! Kadercilik kadar büyük bir kepazelik olabilir mi? Sırf mutsuz insanlar, aslında bir şekilde iyi durumda olduklarını düşünsünler ve mutsuz olmalarından çıkar sağlayan insanlar sefa sürmeye devam etsin diye uydurulmuş bir şey o! Nasıl, nasıl bir kitap bunun üzerine yazılıp böyle prim yapabilir anlamıyorum. Ben de mi sorun var? Mistizmi hoş bulmak için, hayatınızın öylesine boş olması gerekir ki neredeyse ürkütücü bu! Anlamlı şeyleri görebilmek için simya gibi hurafelere, karşınıza çıkan her şeyin orada olmasının bir sebebi olduğu inancını UYDURMAYA-evet düpedüz uydurmak bu! sırf inanmayı istediğiniz için inanıyorsunuz, HİÇ bir mantıklı gerekçeniz yokken!- demeye ihtiyacınız var mı gerçekten? Hayatımdan hiç de memnun olmayan ben bile oturup, bu kadar boktan bir eğitim sistemini çekiyorum, oturduğum yer bir sürü sapık herifle dolu, okulumda faşist bir kadro yerleşmeye başladı ve her şeyi yasaklıyorlar, sırf özel okullar kazançlı çıksın diye okulların içine edildiğini bir özel okul danışması pişkin pişkin söyleyebiliyor, özgür değilim, mutlu değilim, kendime ayıracak bir saati zor buluyorum, dershane boş zamanlarımı sikiyor, tüm bunların sonunda istemediğim bir meslek sahibi olacağım, bu ülkeyi bile sevmiyorum, kendimi buraya zerre ait hissetmiyorum, nevrotiğim, depresifim, AMA TÜM BUNLARIN İYİ BİR SEBEBİ OLMALI ÇÜNKÜ TANRI İSTİYOR gibi abuk subuk bir sebebe sığınma ihtiyacı duyacak kadar zavallı hale düşmedim.

Bu kitabı okumayın.

Ve, Santiago veledi, her "mektup," dediğinde seni bulup boğazlayasım geldi, bunu bilesin.

4 yorum:

  1. Bir de, her elimde gören "ay sen daha yeni mi okuyorsuuuun onu," deyince, ciddi ciddi bir bok sandım ben bu kitabı.

    Aynen.

    Sadece blog'a 6 tane alıntı yaptığımı hatırlıyorum hepsi bu.

    Ve etrafımda o kitabın kendi hayatlarının dönüm noktası olduğunu söyleyen o kadar çok insan vardı ki,

    Ne biçim hayatlarınız varmış sizin yahu dedirtmişlerdi bana.

    YanıtlaSil
  2. Şu aklıma geldi: http://yelkendergi.blogspot.com/2010/07/sonsuzluk-masal.html

    YanıtlaSil
  3. simyacı hakkında bi şeyler yazıcaktım ama şu daha önemli geldi; blogunu ctrl+a yapmadan okuyamıyorum yazılar ve arka plan rengi çok mu yakın ya da ben de mi bi sorun var :/

    YanıtlaSil
  4. Çok yakın değil aslında ama arka plan rengi biraz soluk. Bende net görünüyor gerçi. Bir de böyle olmasın diye bir kaç kez renklerle oynamıştım, ama bu kadar oluyo.

    YanıtlaSil