Where's your will to be weird?


YARDIM: hayatımı mahvetmek üzereyim.



ben buna aspidistra kompleksi dedim (tıklayınca şey oluyo bütün resim.). ehehehehe.
eh.


bu konuyu o kadar çok düşündüm ki buraya açıklama yazmaya bile üşeniyorum.
galiba paralı ve bayağı birisi olacağım.
yetenek sınavını kazanamam ki zaten eheh.

goo goo g'joob.

10 yorum:

  1. "yapmaktan keyif almayacağım bir işi yapıp para kazanıp rahat yaşamaya çalışabilirim ya da yapmaktan keyif alacağım bir işi yapmaya çalışıp, yapamayıp oturduğum yerde kalabilirim" şeklinde başlıyordu temel olarak benim bu konseptteki kaoslarım. sonra ismen parlak denebilecek bir bölüme girdim, beğenmedim, okuyamıyorum şu anda.

    hayat çok zor, evet. niye girmedim diye kendi beynimi yediğim bir yetenek sınavım var mesela benim.

    ha, bu konuda çok düşünmek beyin yakıyor. duman kokusu gelebiliyor insanın burnuna bir süre sonra.

    güzel sanatlardan (ki evet resim falan zor iş, kazanmak için oldukça kasmak gerekiyor) o ok parasızlığa gidecek diye kesinlik yok. ihtimal var ama kesinlik yok. tek sorun insanların o ihtimali kafana kakması oluyor.

    bence ben ne demek istediğimi yazamadım sonra kendi kuyruk acılarımdan dolayı demek istediğim bir sürü şey buldum ama demeye üşendim. ki bence sen zaten biliyorsun bunları, düşünmüşsündür, saçmalıyorum. boşver.

    istemediğin bir bölüme girince okuyamayabiliyorsun ama, onu unutma. sakin sakin bir de.

    verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dileriz.

    YanıtlaSil
  2. Katılıyorum. İstemediğin bölümü okuyabilme ihtimalin çok az. BAK BEN OKUYAMIYORUM ŞU AN MİSAL. Ve her gün kendime lanet ediyorum. Siz yapmayın gençler, aynı hatalara kesinlikle düşmeyin.

    YanıtlaSil
  3. İyi de.. diyelim ki normalde çok para kazandıran bir işte çalışabilmek için gerekli bölüme girdin.
    O işi kendilerine uygun gören o alanda kabiliyetli olan kişiler her halükarda seni geçecek.
    Üstelik görev anlayışıyla yerine getirilmeye çalışılan her şey insanı bunaltır. Bu şekilde o işte başarılı olabilecek misin?
    Yaptığın iş ne olursa olsun seversen en iyisi olursun. O yüzden hayallerin gerçekleşene kadar peşinde koşmalısın onların, mücadele vermelisin. Hedefe ulaşamasan bile ulaşmaya çalışırkenki yolda zevk alacaksın.
    Oysa diyelim ki istikbali parlak görünen bir bölüme girdin ilk seneden ilk dersten başlayacaksın sormaya"sevecek miyim, yapabilecek miyim".
    Bayağı biri olmak bile önemli değil mutsuz olma yeter..

    YanıtlaSil
  4. bu ikilem var ya, geçen sene tüm hayatımı gecelerimi gündüzlerimi yedi. öss'ye çalışıp, güzel bir yere girip, bol paralı bir işte çalışıp mutlu mesut yaşayabilirdim. ama düşündüm, mesleğini sevmeyen bir avukat olarak mı, yoksa mesleğine aşık bir grafik tasarımcısı olarak mı daha mutlu olurdum. ve başarılı. ben diyorum ki sevdiğin ve istediğin şeyi yaparsan, para da mutluluk da sana gelir şekerim.

    YanıtlaSil
  5. Bilemedim. Belki liseyi beş yıl okumanın bir yararını görürüm de tam olarak ne istediğime karar verebilirim. Sorun bir de tek hayalimin resim bölümüne girmek olmayışı. Parasız kaldığım takdirde diğer hayallerim PUF. bir de lys'ye hazırlanacağım dönemde beynimi kaybedecek olmamdan korkuyorum. eğer kendimi bir buçuk yıl tamamen test çözmeye adarsam, hiç resim yapamam ya da kitap okuyamam doğru düzgün. benden bi' şey kalmaz ki o zaman.
    çok korkunç.

    YanıtlaSil
  6. eğer sadece maddi açıdan düşüncelerinle resim bölümünden vazgeçme eğilimine giriyorsan vazgeçme bence. yani para kazanma olgusu senin elinde sonuçta. güzel sanatlar sonrasında da kimleri tanıdığına, ne kadar çevren olduğuna falan bakıyor bayağı ki. iş olanağını kendin yaratıyorsun bir şekilde yani.
    beynini değil de ruhunu kaybedebiliyor bir süreliğine insan. belki daha fazla başarı için satıyoruzdur o çalışma temposunun ortasında bir yerlerinde ruhumuzu, bilmiyorum. eğer geri istiyorsan geri alabiliyorsun ama ruhunu sonrasında iki üç ay içerisinde. ruhsuz geçirdiğin zaman dilimiyse içine oturabiliyor bazen işte.
    amma ve lakin ben yine aynı şeyi söylüyorum; sevdiğin şeyler ile bölümündeki şeyler birbirine uzaksa konsept olarak ya yine ruhunu satıp o bölümü bitiriyorsun ya da bitmiyor. içinden gitmek gelmiyor. hiç bir şey yapamaz oluyorsun falan.
    öyle.
    mesela benim vizelerim geliyor ama ben tiksiniyorum gireceğim derslerden işte :p kendime küfretmekteyim işte neden girdim bölüme ya da değiştirmedim erkenden diye.

    YanıtlaSil
  7. Tamam, artık şu Amerikan kültür emperyalizminin bize de şırınga ettiği modern başarı kültürü iliklerimize kadar işledi.
    "Başarı" yoksunu insanlara kimse dönüpte tükürmüyor bile.
    Kabul, dünyamız her bir haltın içinde gani gani mevcut olduğu bir bolluk dünyası değil. Düpedüz kıtlık gezegeni.
    Güzel, önemli, değerli şeyler hepimize yetecek kadar çok değil. O yüzden kapıp kaçmak gerekiyor.
    Eyvallah, hayat adaletsiz bir spor olup çıktı.
    Herkesler yarış halinde. Birilerini geçmek, başkalarını ekarte etmek yaşamanın olmazsa olmaz kuralı. Bu yolda her türlü pislik mübah.

    Da, bu rezil sisteme biat edince, bu kepaze koşullara boyun eğince, bu aşağılık oyunu kuralına göre oynayınca..
    Diğerlerinden ne farkın kalır ki!
    Ne olacaksın?
    Makam, mevkii sahibi olmayı, "kariyer" yapmayı başarı zanneden, "ayaklarımın üzerinde duruyorum" diye caka satan, fakat bir kez olsun "ayaklarımın üzerinde duruyorum, iyi, hoş da, bastığım yer neresi yahu? Şu iki karışlık yere basmak için, paraya kavuşmak için, eşe dosta başarılıyım diye hava atmak için, yurt dışlarına çıkıp elimde koca koca alışveriş paketleriyle yurda dönüş yapmak için değdi mi ki hayallerimi satmama?" diye kendi kendine sormayan.. Durup düşünmeyen.. Ardına bakmayan.. Günümüzün sığ ve de fena halde dangalak kadınlarından biri mi?
    "Var" olmak için değil, "sahip" olmak için yaşayan şu acınası canlı çeşitlerinden hani?

    Böyle olmamalısın.

    Çok sevdiğin Salinger'ı hatırla.
    Şanın şöhretin, başarının zirvesindeyken dünyaya posta koyup inzivaya çekilen o büyük yazarı.

    Aslında "insanlar ikiye ayrılır; bla bla bla" türünden lakırdılardan pek hazzetmem.
    Ama benim de bir ayrımım vardır.
    Şeytanın Avukatı filmini bilirsin.
    Kendi dünyasında güzeller güzeli karısıyla birlikte orta halli bir hayatı mutlu mesut yaşayan, kariyeri de hiç fena gitmeyen bir avukatı canlandırır Keanu Reeves.
    Sevdiği bir karısı, keyifle yaptığı bir işi, birlikte eğlendiği dostları, kısacası kendine ait bir dünyası vardır. Bu esnada şeytanın dikkatini çeker. Elbette senaryoya göre o bunun şeytan olduğunu fark etmez. Bu yalnızca bize bahşedilmiş bir şeydir. Çünkü biz dışarıdayızdır ve dışarıdan her şey daha açık görülür. Çünkü bir şeye ne kadar uzaklaşırsan, aslında o denli yakınlaşırsın.
    Şeytanın teklifi caziptir.
    Kendi dünyasını elinin tersiyle itmesini isteyip.. Daha büyük, daha şatafatlı, daha parıltılı, bambaşka bir dünyaya davet eder onu.
    Zaten hikaye de böyle başlar.
    İşte tam da bu noktada insanlar ikiye ayrılır bana göre; o teklifi kabul edenler ve etmeyenler diye.

    Sen de, o teklifi kabul etmeye gönül indirenlerden olma.
    Ne hayallerinden, ne aslında olmak istediğin kişiden, ne de düşlediğin sana ait, sana özel dünyandan ödün verme.
    Yapma bunu.

    YanıtlaSil
  8. Söylediklerinin hepsi doğru.(Ve umursayıp cevap verdiğin için de teşekkür ederim, hepinize.)

    Ama ben zaten zengin olmak ya da ne bileyim, herkesin çok başarılı diyeceği bir tür avukat ya da öyle bir şey olmak istemiyorum. Yani insanların gözünde yükselmek ya da lüks değer verdiğim şeyler değil. Ama parasız kalmaktan da nefret ediyorum, yani gidip orijinal bir albüm alabilmek bile büyük bir mesele. Film ve kitaplar için de geçerli bu. Ya da okula gitmeden önce harçlığım yok dediğin zaman para yok cevabını alıp interrail için biriktirdiğin parandan kullanmak zorunda kalmak falan. Öyle yoksul falan değiliz, tamam, ama her zaman sıkışık olduğunu hissediyorsun. O kadar kötü bir şey ki! Ama yine de bununla yaşayabilirim, sorun daha çok... bu ülkede yaşamak istememem(nedenlerini sonra anlatırım belki. ya da konuyla ilgili olduğundan kısa bir şey anlatabilirim.

    Babam dersaneye bırakıyordu beni bir sabah ve araçlar aniden durunca bi' tanesine arkadan çarptı.
    Çok sert bi' darbe değildi ve arabada da iz miz olmadı ama sanırım şoförün karısının kucağında bebek varmış. İşte bunlar bağırıyor falan. Adam haklı ona bir şey diyen yok. Babamsa bir yandan özür diliyor, bir yandan da bebek iyi mi diye soruyor. Kaç kere özür diledi sayamadım artık ama, adam hala bağırıp çağırıyor, bi' de küfür ediyor. Babam alttan aldı ya. Tabi bizim arabamız ikinci el ve gayet eski(ben seviyorum, peh.) karşıdaki adamın arabası da böyle iri siyah arabalardandı işte, egosuyla arabası aynı büyüklükte olmak zorunda ya. Herneyse, adam o kadar çok bağırıp küfür etti ki bi' ara inip seni görgüsüz ilkel domuz diye bağıracaktım. Gerçekten. Yüzündeki o aşağılama ifadesi! Babam ruhsatını vermezse polis çağıracakmış. EHEH. Anladınız mı? Ankara'ya mahsus bir şey mi bilmiyorum ama insanların neredeyse hepsi, aşağılık kompleksli, megolaman, ilkel- iğrençler işte. Yazarken bile öyle sinirleniyorum ki! ). Gerçekten ölene kadar burada yaşayacak olma fikri beni illet ediyor. Ve tabi, gitmen için paraya ihtiyacın var. Ya da anlattığım tiplere gerçekten ilkel domuzlar olduklarını söyleyebilmek için.

    Tabi, hukuk ya da işletme okursam çok fazla param olacağı ya da resimden mezun olursam beş parasız kalacağım garanti değil. Biliyorum. Ama tüm gelecek planımı riske atmaktan da korkuyorum.

    (Ah, Salinger. Keşke ben de inzivaya çekilebilsem. Geleceğimi düşünmekten o kadar bıktım ki. Kaçış planı gibi zaten daha çok, peh.)

    YanıtlaSil
  9. Hey!
    Bir sesini soluğunu çıkar, en azından bir "iyiyim" falan diye haber et bakayım, seni merak ettim.

    YanıtlaSil
  10. Merhaba grafik tasarım okuyorum çok mutluyum. Ehe.

    YanıtlaSil